Soner VATANSEVER / Alaşehir Manşet Haber - Hastane, geçtiğimiz günlerde yaptığım haberle tekrar gündem oldu. Haberimin ardından ortalık hayli karıştı. Sadece bu haber için 200'ün üzerinde telefon aldım.Öncelikle şunu belirtmeliyim ki: “-mış” ve “-miş”li dedikodu haberciliği hiç yapmadım. Duyduğu dedikoduları gerçekmiş gibi gösterip “o öyleymiş, bu böyleymiş” diye ortaya karışık haberler üretmedim. Bilgi ve belgelere dayanmadan, hele ki böylesine hassas bir konuda kimseyi zan altında bırakacak haber yapmayı bırakın, masabaşı gazetecileri gibi oturduğum yerden üstü kapalı göndermeler dahi yapmadım.Şimdi birileri kalkmış yaptığım hastane haberi için “ısmarlama habercilik”ten bahsediyor. Ismarlama haber olayını bilmem ama habercilik görmek istiyorsan, oturduğun klavyenin başından kalk ve benimle bir gün geçir; habercilik neymiş, sahada olaylara nasıl koşulur, bilgi-belge ve haber istihbaratı nasıl toplanır, gel öğren!
Şimdi asıl konumuza, yani Alaşehir Devlet Hastanesi’ne dönelim. Yukarıda belirttiğim gibi, yaklaşık altı yıl önce hastane nahoş olaylarla ülke gündemine gelmiş, hepimizin yüzü kızarmıştı. Yaşananlar sonrası hastane yönetiminde ciddi görevden almalar yaşanmış ve yerine pırıl pırıl, liyakatli yöneticiler atanmıştı. Kısacası, sağlam bir yönetim kadrosu kurulmuştu. Ancak haberde bahse konu kişinin atamasından birkaç ay sonra bu kişi ile ilgili tarafıma olumsuz bilgiler gelmeye başladı. Dedikodu haberciliği yapmadığımız için fazla önemsemedim; ama kişinin oturduğu koltuğun ağırlığını düşünerek, ilgili yöneticilere gidip bu duyumları aktardım. Bahse konu kişinin daha dikkatli olması gerektiğini, hastanenin imajının korunması gerektiğini söyledim. Yetkililer, ilgili kişiyi uyaracaklarını belirttiler.
Bu olayın üzerinden altı ay geçtikten sonra İzmir ve Manisa merkezli medikal firmalardan ihbar mektupları gelmeye başladı bana. İhbar mektuplarında, İhalelerin sürekli belirli bir ildeki firmalara verildiği ve bunun tekrarlandığı iddia ediliyordu. Elimde ihbar mektupları olmasına rağmen, dedikodu gazeteciliği sevmediğim için çarşaf çarşaf haber yapmadım. Yine hastanedeki yetkili kaynaklara ulaşıp iddiaları bildirdim; dikkatli olunması gerektiğini, aksi takdirde hastanenin ciddi olaylar ile yine gündeme gelebileceğini belirttim. Yöneticiler, gayet içtenlik ve samimiyetle beni dinleyip ciddiyetle konuyu araştıracaklarını belirttiler. İlerleyen süreçte İhbar mektupları bir süre daha gelmeye devam etti fakat, kurum yetkililerine durumu bildirdiğim için gerekeni yapacaklarını düşünüp üzerinde durmadım. Ben üzerinde durmayınca bir süre sonra ihbarlar da kesildi tabii.
Ve şimdi duyuyoruz ki ilgili kişi hakkında soruşturma başlatılmış. İddia edildiği gibi bir durum var mı yok mu, buna idari ve adli mercilerin incelemeleri sonunda karar verilecek. Gazeteci olarak olayın bana bakan tarafı şu. En çok karşılaştığım soru, Soner hastaneyi mi hedef alıyor? Benim hastaneyle, postaneyle, belediye ile bir işim yok. Ortada bir hata varsa bunu gündeme getirmek boynumuzun borcu. Özellikle bu konuda, haberin üzerinde durmamın iki temel sebebi var; Birincisi, bir kişinin hatasını bütün hastaneye mal etmemek. Geçtiğimiz gün yaptığım haberi yazmasaydım, art niyetli kişiler Alaşehir Devlet Hastanesi’ni geçmişteki nahoş olaylarla bütünleştirip yine ülke gündemine taşıyacaktı. Bunun önüne geçmek için “bütün hastane değil, tek bir kişi” dedim ve suçlu olup olmadığının incelemeler sonrası belli olacağını da açıkça belirttim. İkinci husus ise vicdan muhasebesi. İddia edildiği gibi bir usulsüzlük yaşandı mı yaşanmadı mı, idari ve adli mercilerin değerlendirmesiyle ortaya çıkacak. Ama eğer usulsüzlük yapıldıysa, bu beni vicdanen rahatsız eder. Neden derseniz, ihbar mektupları elime ilk ulaştığında sadece hastane yöneticilerine söylemek yerine siyasilere ve ilçe sağlık yöneticilerine haber vermediğim için pişmanlık duyarım. Durumdan haberdar olan yöneticilerin azami dikkat ettiklerinden hiç şüphem yok ama, durumu yine de siyasiler ve ilgili kurumlar ile paylaşsaydım, iddia edilen olayların gerçeklik payı varsa belki baştan önlenebilirdi. Zira devletin her kuruşunda tüyü bitmemiş yetimin hakkı var!Sonuç olarak, ortada ciddi bir iddia var ve araştırılıyor. Gazeteci olarak bunu gündeme taşımak benim en doğal hakkım ve dahi görevim. Haberin altında bir şey arayanlar, önce kendilerini sorgulasınlar.
Şimdi asıl konumuza, yani Alaşehir Devlet Hastanesi’ne dönelim. Yukarıda belirttiğim gibi, yaklaşık altı yıl önce hastane nahoş olaylarla ülke gündemine gelmiş, hepimizin yüzü kızarmıştı. Yaşananlar sonrası hastane yönetiminde ciddi görevden almalar yaşanmış ve yerine pırıl pırıl, liyakatli yöneticiler atanmıştı. Kısacası, sağlam bir yönetim kadrosu kurulmuştu. Ancak haberde bahse konu kişinin atamasından birkaç ay sonra bu kişi ile ilgili tarafıma olumsuz bilgiler gelmeye başladı. Dedikodu haberciliği yapmadığımız için fazla önemsemedim; ama kişinin oturduğu koltuğun ağırlığını düşünerek, ilgili yöneticilere gidip bu duyumları aktardım. Bahse konu kişinin daha dikkatli olması gerektiğini, hastanenin imajının korunması gerektiğini söyledim. Yetkililer, ilgili kişiyi uyaracaklarını belirttiler.
Bu olayın üzerinden altı ay geçtikten sonra İzmir ve Manisa merkezli medikal firmalardan ihbar mektupları gelmeye başladı bana. İhbar mektuplarında, İhalelerin sürekli belirli bir ildeki firmalara verildiği ve bunun tekrarlandığı iddia ediliyordu. Elimde ihbar mektupları olmasına rağmen, dedikodu gazeteciliği sevmediğim için çarşaf çarşaf haber yapmadım. Yine hastanedeki yetkili kaynaklara ulaşıp iddiaları bildirdim; dikkatli olunması gerektiğini, aksi takdirde hastanenin ciddi olaylar ile yine gündeme gelebileceğini belirttim. Yöneticiler, gayet içtenlik ve samimiyetle beni dinleyip ciddiyetle konuyu araştıracaklarını belirttiler. İlerleyen süreçte İhbar mektupları bir süre daha gelmeye devam etti fakat, kurum yetkililerine durumu bildirdiğim için gerekeni yapacaklarını düşünüp üzerinde durmadım. Ben üzerinde durmayınca bir süre sonra ihbarlar da kesildi tabii.
Ve şimdi duyuyoruz ki ilgili kişi hakkında soruşturma başlatılmış. İddia edildiği gibi bir durum var mı yok mu, buna idari ve adli mercilerin incelemeleri sonunda karar verilecek. Gazeteci olarak olayın bana bakan tarafı şu. En çok karşılaştığım soru, Soner hastaneyi mi hedef alıyor? Benim hastaneyle, postaneyle, belediye ile bir işim yok. Ortada bir hata varsa bunu gündeme getirmek boynumuzun borcu. Özellikle bu konuda, haberin üzerinde durmamın iki temel sebebi var; Birincisi, bir kişinin hatasını bütün hastaneye mal etmemek. Geçtiğimiz gün yaptığım haberi yazmasaydım, art niyetli kişiler Alaşehir Devlet Hastanesi’ni geçmişteki nahoş olaylarla bütünleştirip yine ülke gündemine taşıyacaktı. Bunun önüne geçmek için “bütün hastane değil, tek bir kişi” dedim ve suçlu olup olmadığının incelemeler sonrası belli olacağını da açıkça belirttim. İkinci husus ise vicdan muhasebesi. İddia edildiği gibi bir usulsüzlük yaşandı mı yaşanmadı mı, idari ve adli mercilerin değerlendirmesiyle ortaya çıkacak. Ama eğer usulsüzlük yapıldıysa, bu beni vicdanen rahatsız eder. Neden derseniz, ihbar mektupları elime ilk ulaştığında sadece hastane yöneticilerine söylemek yerine siyasilere ve ilçe sağlık yöneticilerine haber vermediğim için pişmanlık duyarım. Durumdan haberdar olan yöneticilerin azami dikkat ettiklerinden hiç şüphem yok ama, durumu yine de siyasiler ve ilgili kurumlar ile paylaşsaydım, iddia edilen olayların gerçeklik payı varsa belki baştan önlenebilirdi. Zira devletin her kuruşunda tüyü bitmemiş yetimin hakkı var!Sonuç olarak, ortada ciddi bir iddia var ve araştırılıyor. Gazeteci olarak bunu gündeme taşımak benim en doğal hakkım ve dahi görevim. Haberin altında bir şey arayanlar, önce kendilerini sorgulasınlar. 









Hastaneyle baş olmaz hepsi insanı yicek sekreterlerin insanlık yok
Hastanedeki dokturlar iyi sekreterleri degistirin herkezi azarlıyo bunada haber yapın
Alaşehir devlet hastanesi değerli hocalarımız var her kurumda oldugu gibi burada da kötüler vardır elbet ayıklanır olur biter hastane hepimizin hastanesi saip çıkalım